Almanca C1 Kelimeler
Almanca C1 (i̇leri) seviyesinde en çok işine yarayacak 50 kelime: Türkçe anlamları ve günlük hayattan örnek cümlelerle. Bu seviye akademik ve profesyonel metinlerde sık geçen, nüans taşıyan ve resmi dilde kullanılan kelimeler.
Listeyi okumak yetmez: WhateverYouLearn bu kelimeleri kelime kartlarına, eşleştirme ve yazma alıştırmalarına çevirir, unutmadan önce tekrar ettirir.
50 kelimelik Almanca C1 listesi
| Kelime | Tür | Türkçe anlamı | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| reichlich | sıfat | bol, fazlasıyla | Es gab reichlich zu essen.Bol bol yiyecek vardı. |
| befürworten | fiil | desteklemek, savunmak | Die Mehrheit befürwortet den Vorschlag.Çoğunluk öneriyi destekliyor. |
| angeblich | zarf | iddiaya göre, sözde | Er war angeblich krank.Sözde hastaymış. |
| zweideutig | sıfat | iki anlamlı, belirsiz | Seine Antwort war zweideutig.Cevabı iki anlamlıydı. |
| vorhersehen | fiil | öngörmek | Niemand konnte diese Entwicklung vorhersehen.Bu gelişmeyi kimse öngöremezdi. |
| willkürlich | sıfat | keyfi | Die Entscheidung wirkte willkürlich.Karar keyfi görünüyordu. |
| schlüssig | sıfat | tutarlı, ikna edici | Seine Argumentation ist schlüssig.Argümanları tutarlı. |
| überzeugend | sıfat | ikna edici | Sie hielt eine überzeugende Rede.İkna edici bir konuşma yaptı. |
| umfassend | sıfat | kapsamlı | Wir bieten eine umfassende Beratung.Kapsamlı danışmanlık sunuyoruz. |
| die Einschränkung | isim | kısıtlama | Es gibt keine Einschränkungen.Hiçbir kısıtlama yok. |
| herkömmlich | sıfat | geleneksel, alışılmış | Herkömmliche Methoden reichen nicht mehr aus.Geleneksel yöntemler artık yetmiyor. |
| sich verschlechtern | fiil | kötüleşmek | Sein Zustand hat sich verschlechtert.Durumu kötüleşti. |
| verringern | fiil | azaltmak | Wir müssen die Kosten verringern.Maliyetleri azaltmalıyız. |
| die Diskrepanz | isim | tutarsızlık, uçurum | Es gibt eine Diskrepanz zwischen Theorie und Praxis.Teori ile pratik arasında bir uçurum var. |
| ausführlich | sıfat | ayrıntılı | Er hat das Problem ausführlich erklärt.Sorunu ayrıntılı biçimde açıkladı. |
| ausnutzen | fiil | istismar etmek; yararlanmak | Er hat ihre Gutmütigkeit ausgenutzt.Onun iyi niyetini istismar etti. |
| machbar | sıfat | yapılabilir, uygulanabilir | Ist das Projekt überhaupt machbar?Proje gerçekten yapılabilir mi? |
| schwanken | fiil | dalgalanmak; tereddüt etmek | Die Preise schwanken stark.Fiyatlar çok dalgalanıyor. |
| behindern | fiil | engellemek | Der Schnee behinderte den Verkehr.Kar trafiği engelledi. |
| umsetzen | fiil | uygulamak, hayata geçirmek | Wir wollen die Idee schnell umsetzen.Fikri hızla hayata geçirmek istiyoruz. |
| die Tragweite | isim | önem, etki alanı | Er hat die Tragweite der Entscheidung nicht erkannt.Kararın önemini fark etmedi. |
| der Anreiz | isim | teşvik | Das ist ein Anreiz, mehr zu sparen.Bu daha fazla tasarruf için bir teşvik. |
| innewohnend | sıfat | doğasında olan | Jedes Risiko ist dem Geschäft innewohnend.Her risk işin doğasında vardır. |
| die Glaubwürdigkeit | isim | inanılırlık, güvenilirlik | Der Skandal hat seine Glaubwürdigkeit beschädigt.Skandal güvenilirliğini zedeledi. |
| eingreifen | fiil | müdahale etmek | Die Polizei musste eingreifen.Polis müdahale etmek zorunda kaldı. |
| gewissenhaft | sıfat | vicdanlı, titiz | Sie arbeitet sehr gewissenhaft.Çok titiz çalışıyor. |
| die Vorstellung | isim | fikir, tasavvur; gösteri | Ich habe keine Vorstellung davon.Bu konuda hiçbir fikrim yok. |
| ungeachtet | edat | -e rağmen, -e bakmaksızın | Ungeachtet der Kritik hielt er an seinem Plan fest.Eleştirilere rağmen planından vazgeçmedi. |
| wahrnehmen | fiil | algılamak; (fırsatı) değerlendirmek | Wie nimmst du die Situation wahr?Durumu nasıl algılıyorsun? |
| einleuchtend | sıfat | akla yatkın, açık | Die Erklärung klingt einleuchtend.Açıklama akla yatkın geliyor. |
| überwiegend | zarf | ağırlıklı olarak | Das Publikum war überwiegend jung.İzleyiciler ağırlıklı olarak gençti. |
| sich durchsetzen | fiil | kendini kabul ettirmek, galip gelmek | Am Ende hat sich die bessere Idee durchgesetzt.Sonunda daha iyi fikir galip geldi. |
| tiefgreifend | sıfat | köklü, derin | Es gab tiefgreifende Veränderungen.Köklü değişiklikler oldu. |
| vereinbaren | fiil | kararlaştırmak; bağdaştırmak | Beruf und Familie lassen sich schwer vereinbaren.İş ve aileyi bağdaştırmak zor. |
| verstärken | fiil | güçlendirmek, pekiştirmek | Wiederholung verstärkt das Gelernte.Tekrar öğrenileni pekiştirir. |
| widerstandsfähig | sıfat | dayanıklı | Diese Pflanzen sind sehr widerstandsfähig.Bu bitkiler çok dayanıklı. |
| die Überprüfung | isim | inceleme, denetim | Der Antrag wird einer Überprüfung unterzogen.Başvuru incelemeye alınıyor. |
| skeptisch | sıfat | şüpheci | Ich bin da eher skeptisch.Bu konuda biraz şüpheciyim. |
| anschließend | zarf | ardından, sonrasında | Anschließend gingen wir essen.Ardından yemeğe gittik. |
| beträchtlich | sıfat | hatırı sayılır, büyük | Er hat ein beträchtliches Vermögen.Hatırı sayılır bir serveti var. |
| bewältigen | fiil | üstesinden gelmek | Wir haben die Krise gemeinsam bewältigt.Krizin üstesinden birlikte geldik. |
| untergraben | fiil | baltalamak, zayıflatmak | Ständige Kritik untergräbt das Vertrauen.Sürekli eleştiri güveni baltalar. |
| beispiellos | sıfat | eşi görülmemiş | Das war ein beispielloser Erfolg.Bu eşi görülmemiş bir başarıydı. |
| tragfähig | sıfat | sürdürülebilir, sağlam | Wir brauchen eine tragfähige Lösung.Sağlam bir çözüme ihtiyacımız var. |
| anfällig | sıfat | hassas, yatkın | Ältere Menschen sind anfälliger für Grippe.Yaşlılar gribe daha yatkındır. |
| veranlassen | fiil | -e yol açmak, sağlamak | Was hat dich zu dieser Entscheidung veranlasst?Seni bu karara ne yöneltti? |
| die Rücksicht | isim | saygı, özen | Nimm bitte Rücksicht auf die Nachbarn.Lütfen komşulara saygılı ol. |
| sich auseinandersetzen mit | fiil | ile uğraşmak, derinlemesine ele almak | Wir müssen uns mit dem Thema auseinandersetzen.Konuyu derinlemesine ele almalıyız. |
| die Gewährleistung | isim | güvence, garanti | Die Gewährleistung beträgt zwei Jahre.Garanti süresi iki yıl. |
| infolgedessen | zarf | bunun sonucunda | Es regnete stark, infolgedessen fiel das Spiel aus.Şiddetli yağmur yağdı, bunun sonucunda maç iptal edildi. |
Bu listeyi uygulamada çalış: Kendi İçeriğini Getir → Kelime Listesi'ne yapıştır, birkaç saniyede sana özel bir derse dönüşsün. İstediğin zaman yeni kelime ekleyebilirsin.
Diğer Almanca seviyeleri
Diğer dillerde C1 kelimeler
Sık sorulanlar
Almanca C1 seviyesi ne demek?
C1, Avrupa Dilleri Ortak Çerçevesi'nde (CEFR) i̇leri seviyedir: akademik ve profesyonel metinlerde sık geçen, nüans taşıyan ve resmi dilde kullanılan kelimeler.
Bu kelimeleri nasıl kalıcı öğrenirim?
Kelimeyi tek başına değil cümle içinde, sesli tekrar ederek ve birkaç gün arayla yeniden görerek çalışmak en etkili yoldur (aralıklı tekrar). WhateverYouLearn bu listeyi kelime kartı, eşleştirme, yazma ve boşluk doldurma alıştırmalarına çevirir; unutmak üzere olduğun kelimeyi tekrar önüne getirir.
Listeyi uygulamaya nasıl eklerim?
Uygulamada Kendi İçeriğini Getir → Kelime Listesi'ni seç ve bu sayfadaki kelimeleri yapıştır. Kayıt olurken Almanca ve C1 seçersen ilk dersin zaten bu seviyede hazır gelir.