İngilizce C1 Kelimeler
İngilizce C1 (i̇leri) seviyesinde en çok işine yarayacak 50 kelime: Türkçe anlamları ve günlük hayattan örnek cümlelerle. Bu seviye akademik ve profesyonel metinlerde sık geçen, nüans taşıyan ve resmi dilde kullanılan kelimeler.
Listeyi okumak yetmez: WhateverYouLearn bu kelimeleri kelime kartlarına, eşleştirme ve yazma alıştırmalarına çevirir, unutmadan önce tekrar ettirir.
50 kelimelik İngilizce C1 listesi
| Kelime | Tür | Türkçe anlamı | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| abundant | sıfat | bol, çok miktarda | Fresh fruit is abundant in the summer.Yazın taze meyve boldur. |
| advocate | fiil | savunmak, desteklemek | She advocates equal pay for women.Kadınlar için eşit ücreti savunuyor. |
| allegedly | zarf | iddiaya göre | He allegedly stole the documents.İddiaya göre belgeleri çaldı. |
| ambiguous | sıfat | belirsiz, iki anlamlı | The instructions were ambiguous.Talimatlar belirsizdi. |
| anticipate | fiil | öngörmek, beklemek | We don't anticipate any problems.Herhangi bir sorun öngörmüyoruz. |
| arbitrary | sıfat | keyfi, gelişigüzel | The decision seemed completely arbitrary.Karar tamamen keyfi görünüyordu. |
| coherent | sıfat | tutarlı | She gave a clear and coherent explanation.Açık ve tutarlı bir açıklama yaptı. |
| compelling | sıfat | ikna edici, etkileyici | The film tells a compelling story.Film etkileyici bir hikâye anlatıyor. |
| comprehensive | sıfat | kapsamlı | The book is a comprehensive guide to Italian cooking.Kitap İtalyan mutfağına dair kapsamlı bir rehber. |
| conceive | fiil | tasarlamak, düşünmek | The idea was conceived during a trip to Japan.Fikir bir Japonya gezisi sırasında doğdu. |
| constraint | isim | kısıtlama | We are working under strict time constraints.Sıkı zaman kısıtlamaları altında çalışıyoruz. |
| contemplate | fiil | üzerinde düşünmek, tasarlamak | He is contemplating a career change.Kariyer değişikliği yapmayı düşünüyor. |
| conventional | sıfat | geleneksel, alışılmış | She prefers conventional methods.Geleneksel yöntemleri tercih ediyor. |
| deteriorate | fiil | kötüleşmek | His health deteriorated rapidly.Sağlığı hızla kötüleşti. |
| diminish | fiil | azalmak, azaltmak | The pain will gradually diminish.Ağrı yavaş yavaş azalacak. |
| discrepancy | isim | tutarsızlık, fark | There is a discrepancy between the two reports.İki rapor arasında bir tutarsızlık var. |
| elaborate | sıfat | ayrıntılı, özenli | They made elaborate plans for the wedding.Düğün için ayrıntılı planlar yaptılar. |
| eloquent | sıfat | etkili konuşan, belagatli | She gave an eloquent speech.Etkileyici bir konuşma yaptı. |
| endorse | fiil | onaylamak, desteklemek | The plan was endorsed by the board.Plan yönetim kurulu tarafından onaylandı. |
| exploit | fiil | sömürmek; yararlanmak | The company exploited its workers.Şirket işçilerini sömürdü. |
| feasible | sıfat | uygulanabilir, yapılabilir | Is it feasible to finish by Friday?Cumaya kadar bitirmek mümkün mü? |
| fluctuate | fiil | dalgalanmak, inip çıkmak | Prices fluctuate depending on the season.Fiyatlar mevsime göre dalgalanır. |
| hinder | fiil | engellemek, zorlaştırmak | Bad weather hindered the rescue efforts.Kötü hava kurtarma çalışmalarını zorlaştırdı. |
| implement | fiil | uygulamak, hayata geçirmek | The new system will be implemented next year.Yeni sistem gelecek yıl uygulamaya konacak. |
| implication | isim | sonuç, ima | We need to consider the implications of this decision.Bu kararın sonuçlarını düşünmemiz gerekiyor. |
| incentive | isim | teşvik | The government offers tax incentives to small businesses.Hükümet küçük işletmelere vergi teşvikleri sunuyor. |
| inherent | sıfat | doğasında olan, içkin | There are risks inherent in any investment.Her yatırımın doğasında riskler vardır. |
| integrity | isim | dürüstlük, bütünlük | He is a man of great integrity.O son derece dürüst bir adam. |
| intervene | fiil | müdahale etmek | The teacher had to intervene in the fight.Öğretmen kavgaya müdahale etmek zorunda kaldı. |
| meticulous | sıfat | titiz | She is meticulous about her work.İşi konusunda çok titizdir. |
| notion | isim | kavram, fikir | I have no notion of what he meant.Ne demek istediğine dair hiçbir fikrim yok. |
| notwithstanding | edat | -e rağmen | Notwithstanding the difficulties, we finished on time.Zorluklara rağmen zamanında bitirdik. |
| perceive | fiil | algılamak | How do you perceive your role in the team?Takımdaki rolünü nasıl algılıyorsun? |
| plausible | sıfat | akla yatkın, makul | His explanation sounds plausible.Açıklaması akla yatkın geliyor. |
| predominantly | zarf | ağırlıklı olarak | The audience was predominantly young.İzleyiciler ağırlıklı olarak gençti. |
| prevail | fiil | galip gelmek, hâkim olmak | Justice will prevail in the end.Sonunda adalet galip gelecek. |
| profound | sıfat | derin, köklü | The book had a profound effect on me.Kitap üzerimde derin bir etki bıraktı. |
| reconcile | fiil | uzlaştırmak, barıştırmak | It's hard to reconcile work and family life.İş ve aile hayatını bağdaştırmak zor. |
| reinforce | fiil | pekiştirmek, güçlendirmek | Practice reinforces what you have learned.Pratik öğrendiklerini pekiştirir. |
| resilient | sıfat | dayanıklı, çabuk toparlanan | Children are often very resilient.Çocuklar çoğu zaman çok dayanıklıdır. |
| scrutiny | isim | dikkatli inceleme | The plan came under close scrutiny.Plan sıkı bir incelemeden geçti. |
| skeptical | sıfat | şüpheci | I'm skeptical about his promises.Onun vaatlerine şüpheyle yaklaşıyorum. |
| subsequent | sıfat | sonraki, ardından gelen | Subsequent tests confirmed the results.Sonraki testler sonuçları doğruladı. |
| substantial | sıfat | büyük, önemli miktarda | She received a substantial pay rise.Önemli miktarda zam aldı. |
| tackle | fiil | ele almak, uğraşmak | The government must tackle unemployment.Hükümet işsizlikle mücadele etmeli. |
| undermine | fiil | baltalamak, zayıflatmak | Constant criticism can undermine confidence.Sürekli eleştiri özgüveni zayıflatabilir. |
| unprecedented | sıfat | eşi görülmemiş | The city faced an unprecedented crisis.Şehir eşi görülmemiş bir krizle karşılaştı. |
| viable | sıfat | uygulanabilir, sürdürülebilir | Solar power is a viable alternative.Güneş enerjisi uygulanabilir bir alternatif. |
| vulnerable | sıfat | savunmasız, hassas | Old people are more vulnerable to the flu.Yaşlılar gribe karşı daha savunmasız. |
| warrant | fiil | gerektirmek, haklı kılmak | The situation warrants immediate action.Durum acil önlem gerektiriyor. |
Bu listeyi uygulamada çalış: Kendi İçeriğini Getir → Kelime Listesi'ne yapıştır, birkaç saniyede sana özel bir derse dönüşsün. İstediğin zaman yeni kelime ekleyebilirsin.
Diğer İngilizce seviyeleri
Diğer dillerde C1 kelimeler
Sık sorulanlar
İngilizce C1 seviyesi ne demek?
C1, Avrupa Dilleri Ortak Çerçevesi'nde (CEFR) i̇leri seviyedir: akademik ve profesyonel metinlerde sık geçen, nüans taşıyan ve resmi dilde kullanılan kelimeler.
Bu kelimeleri nasıl kalıcı öğrenirim?
Kelimeyi tek başına değil cümle içinde, sesli tekrar ederek ve birkaç gün arayla yeniden görerek çalışmak en etkili yoldur (aralıklı tekrar). WhateverYouLearn bu listeyi kelime kartı, eşleştirme, yazma ve boşluk doldurma alıştırmalarına çevirir; unutmak üzere olduğun kelimeyi tekrar önüne getirir.
Listeyi uygulamaya nasıl eklerim?
Uygulamada Kendi İçeriğini Getir → Kelime Listesi'ni seç ve bu sayfadaki kelimeleri yapıştır. Kayıt olurken İngilizce ve C1 seçersen ilk dersin zaten bu seviyede hazır gelir.