İngilizce B2 Kelimeler
İngilizce B2 (orta-üst) seviyesinde en çok işine yarayacak 50 kelime: Türkçe anlamları ve günlük hayattan örnek cümlelerle. Bu seviye soyut konularda tartışmak, haberleri ve makaleleri anlamak ve akıcı konuşmak için gereken daha zengin kelimeler.
Listeyi okumak yetmez: WhateverYouLearn bu kelimeleri kelime kartlarına, eşleştirme ve yazma alıştırmalarına çevirir, unutmadan önce tekrar ettirir.
50 kelimelik İngilizce B2 listesi
| Kelime | Tür | Türkçe anlamı | Örnek cümle |
|---|---|---|---|
| accurate | sıfat | doğru, kesin | The report gives an accurate picture of the problem.Rapor sorunun doğru bir resmini veriyor. |
| acknowledge | fiil | kabul etmek | He acknowledged that he had made a mistake.Hata yaptığını kabul etti. |
| adequate | sıfat | yeterli | The room was small but adequate.Oda küçüktü ama yeterliydi. |
| approach | isim | yaklaşım | We need a different approach to this problem.Bu soruna farklı bir yaklaşım gerekiyor. |
| assume | fiil | varsaymak | I assume you've already heard the news.Haberi duyduğunu varsayıyorum. |
| benefit | isim | fayda, yarar | Regular exercise has many benefits.Düzenli egzersizin pek çok faydası var. |
| capable | sıfat | yetenekli, -ebilecek durumda | She is capable of running the company.Şirketi yönetebilecek kapasitede. |
| consequence | isim | sonuç | Every decision has consequences.Her kararın sonuçları vardır. |
| considerable | sıfat | hatırı sayılır, önemli | The project cost a considerable amount of money.Proje hatırı sayılır miktarda paraya mal oldu. |
| contribute | fiil | katkıda bulunmak | Everyone contributed to the success of the team.Takımın başarısına herkes katkıda bulundu. |
| controversial | sıfat | tartışmalı | The new law is very controversial.Yeni yasa çok tartışmalı. |
| deal with | fiil | ilgilenmek, başa çıkmak | I'll deal with the problem tomorrow.Sorunla yarın ilgileneceğim. |
| decline | fiil | azalmak; reddetmek | Sales declined sharply last year.Satışlar geçen yıl keskin bir şekilde düştü. |
| demand | isim | talep | There is a high demand for electric cars.Elektrikli arabalara yüksek talep var. |
| efficient | sıfat | verimli | This heater is very efficient.Bu ısıtıcı çok verimli. |
| emphasise | fiil | vurgulamak | The teacher emphasised the importance of reading.Öğretmen okumanın önemini vurguladı. |
| evidence | isim | kanıt | There is no evidence that he was there.Onun orada olduğuna dair hiçbir kanıt yok. |
| exaggerate | fiil | abartmak | Don't exaggerate, it wasn't that bad.Abartma, o kadar da kötü değildi. |
| feature | isim | özellik | The phone has some useful new features.Telefonun bazı faydalı yeni özellikleri var. |
| flexible | sıfat | esnek | I have flexible working hours.Esnek çalışma saatlerim var. |
| gradually | zarf | yavaş yavaş, kademeli olarak | The weather gradually improved.Hava yavaş yavaş düzeldi. |
| guarantee | fiil | garanti etmek | I can't guarantee that it will work.Çalışacağını garanti edemem. |
| identify | fiil | belirlemek, tanımlamak | We need to identify the main problem.Asıl sorunu belirlememiz gerekiyor. |
| impact | isim | etki | Social media has a huge impact on young people.Sosyal medyanın gençler üzerinde büyük bir etkisi var. |
| inevitable | sıfat | kaçınılmaz | Change is inevitable.Değişim kaçınılmazdır. |
| investigate | fiil | soruşturmak, araştırmak | The police are investigating the accident.Polis kazayı soruşturuyor. |
| justify | fiil | haklı çıkarmak, gerekçelendirmek | How can you justify such a high price?Bu kadar yüksek bir fiyatı nasıl haklı çıkarabilirsin? |
| maintain | fiil | sürdürmek, korumak | It's hard to maintain a healthy diet.Sağlıklı bir beslenmeyi sürdürmek zor. |
| negotiate | fiil | pazarlık etmek, müzakere etmek | They are negotiating a new contract.Yeni bir sözleşme için müzakere ediyorlar. |
| obtain | fiil | elde etmek | You must obtain a visa before you travel.Seyahat etmeden önce vize almalısın. |
| occur | fiil | meydana gelmek | The accident occurred at midnight.Kaza gece yarısı meydana geldi. |
| outcome | isim | sonuç | We are waiting for the outcome of the meeting.Toplantının sonucunu bekliyoruz. |
| overcome | fiil | üstesinden gelmek | She overcame her fear of flying.Uçma korkusunun üstesinden geldi. |
| persuade | fiil | ikna etmek | He persuaded me to join the club.Beni kulübe katılmaya ikna etti. |
| potential | sıfat | potansiyel, olası | We discussed the potential risks.Olası riskleri konuştuk. |
| priority | isim | öncelik | Safety is our top priority.Güvenlik bizim en önemli önceliğimiz. |
| pursue | fiil | peşinden gitmek, sürdürmek | She decided to pursue a career in medicine.Tıpta kariyer yapmaya karar verdi. |
| reluctant | sıfat | isteksiz | He was reluctant to talk about his past.Geçmişi hakkında konuşmaya isteksizdi. |
| require | fiil | gerektirmek | This job requires a lot of patience.Bu iş çok sabır gerektiriyor. |
| significant | sıfat | önemli, kayda değer | There has been a significant increase in prices.Fiyatlarda kayda değer bir artış oldu. |
| sufficient | sıfat | yeterli | We don't have sufficient information.Yeterli bilgimiz yok. |
| sustainable | sıfat | sürdürülebilir | We need more sustainable energy sources.Daha sürdürülebilir enerji kaynaklarına ihtiyacımız var. |
| tend | fiil | eğiliminde olmak | People tend to spend more in December.İnsanlar aralıkta daha fazla harcama eğilimindedir. |
| threat | isim | tehdit | Pollution is a serious threat to wildlife.Kirlilik yaban hayatı için ciddi bir tehdit. |
| undergo | fiil | geçirmek, maruz kalmak | He will undergo surgery next week.Gelecek hafta ameliyat olacak. |
| vary | fiil | değişmek, farklılık göstermek | Prices vary from shop to shop.Fiyatlar dükkandan dükkana değişir. |
| whereas | bağlaç | oysa, -iken | I like tea, whereas my wife prefers coffee.Ben çayı severim, oysa eşim kahveyi tercih eder. |
| widespread | sıfat | yaygın | The use of smartphones is now widespread.Akıllı telefon kullanımı artık yaygın. |
| withdraw | fiil | (para) çekmek; geri çekilmek | I need to withdraw some cash.Biraz nakit çekmem gerekiyor. |
| nevertheless | zarf | yine de, buna rağmen | It was raining; nevertheless, we went out.Yağmur yağıyordu; yine de dışarı çıktık. |
Bu listeyi uygulamada çalış: Kendi İçeriğini Getir → Kelime Listesi'ne yapıştır, birkaç saniyede sana özel bir derse dönüşsün. İstediğin zaman yeni kelime ekleyebilirsin.
Diğer İngilizce seviyeleri
Diğer dillerde B2 kelimeler
Sık sorulanlar
İngilizce B2 seviyesi ne demek?
B2, Avrupa Dilleri Ortak Çerçevesi'nde (CEFR) orta-üst seviyedir: soyut konularda tartışmak, haberleri ve makaleleri anlamak ve akıcı konuşmak için gereken daha zengin kelimeler.
Bu kelimeleri nasıl kalıcı öğrenirim?
Kelimeyi tek başına değil cümle içinde, sesli tekrar ederek ve birkaç gün arayla yeniden görerek çalışmak en etkili yoldur (aralıklı tekrar). WhateverYouLearn bu listeyi kelime kartı, eşleştirme, yazma ve boşluk doldurma alıştırmalarına çevirir; unutmak üzere olduğun kelimeyi tekrar önüne getirir.
Listeyi uygulamaya nasıl eklerim?
Uygulamada Kendi İçeriğini Getir → Kelime Listesi'ni seç ve bu sayfadaki kelimeleri yapıştır. Kayıt olurken İngilizce ve B2 seçersen ilk dersin zaten bu seviyede hazır gelir.